Elektronik Posta: info@avtuncay.com

Telefon: 0366 215 62 19-60

7/24 Avukatlık Hizmeti: 0850 333 43 06

Takdir komisyonu kararları gereğine takdir komisyonu kararı, ne de bir inceleme evrakı tebliğ edilmediği, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığı öne sürülerek iptali talebi

Takdir komisyonu kararları gereğine takdir komisyonu kararı, ne de bir inceleme evrakı tebliğ edilmediği, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığı öne sürülerek iptali talebi

Takdir komisyonu kararları gereğine takdir komisyonu kararı, ne de bir inceleme evrakı tebliğ edilmediği, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığı öne sürülerek iptali talebi

DAVANIN ÖZETİ    : Davacı tarafından, takdir komisyonu kararları gereği 2015/05. dönemde, sonraki döneme devreden KDV'nin 64.740,33.- TL olarak dikkate alınmasına ilişkin 22.07.2015 tarih, 10325 sayılı işlemin; tarafına konuyla ilgili ne takdir komisyonu kararı, ne de bir inceleme evrakı tebliğ edilmediği, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığı öne sürülerek iptali talep edilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ    : Davacının 2009 yılında gayrimenkul satışından elde ettiği gelirini beyan dışı bıraktığı tespit edildiğinden, sevk edildiği takdir komisyonunca belirlenen matrahlara istinaden mükellefin ilgili dönem KDV beyanlarının yeniden hesaplanması sonucu  2015/05. dönem KDV beyannamesindeki sonraki döneme devreden KDV tutarının   64.740,33.- TL olması gerektiği, dolayısıyla yapılan işlemin hukuka uygun olduğu iddia edilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

TÜRK  MİLLETİ  ADINA

Karar veren Ankara 5. Vergi Mahkemesi'nce, dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Uyuşmazlık, davacının 2015/05. dönem KDV beyannamesindeki sonraki döneme devreden KDV tutarının 64.740,33.- TL olması gerektiği yönündeki davalı idarenin  22.07.2015 tarih, 10325 sayılı işleminden kaynaklanmaktadır.
    Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde;"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir."kuralı yer almış, 125. maddesinde de; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu kurala bağlanmıştır.
    Anayasanın 36. maddesinde yer verilen iddia ve savunma hakkı, birbirini tamamlamakta ve birbirinden ayrılmaz niteliğiyle de hak arama hürriyetine temel oluşturmaktadır. Hak arama hürriyeti, önemi nedeniyle yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil, aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Savunma hakkının öznesi, suçlanan kişidir. Kişinin, savunma seçeneklerini değerlendirebilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen suçlamanın varlığını ve sebeplerini bilmesi gerekir. Çağdaş hukuk düzeninde bu hakkın kullanılması, olabildiğince kolaylaştırılmalı; olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır. Savunma hakkının belirtilen şekilde kullanılabilmesi ise; iddia olunan fiile ilişkin tespit ve kanıtların bilinmesi, buna bağlı olarak karşı argümanlar geliştirilerek aksi yönde tespit ve kanıtların sunulmasıyla mümkündür.
    Anılan Anayasa hükümleri, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan ve "Hukuk Devleti"nin vazgeçilmez ilkelerinden olan "hak arama özgürlüğü", "adil yargılanma hakkı" ve "mahkemeye başvuru hakkı" ilkeleri ile doğrudan ilgili olup söz konusu temel haklara anayasal bir değer yüklediği açıktır.

    Savunma hakkı, Anayasa'nın ‘Kişinin Hakları ve Ödevleri'ni belirleyen ikinci bölümünde yer alan, temel haklardandır. Evrensel konumu nedeniyle, insanlığın ortak değerlerinden sayılmaktadır. Felsefi ve hukuksal nitelikleri ve içerikleriyle adalet kavramı ve yargılama işlevi, birbirini tümleyen, birbirinden ayrılamaz nitelikteki sav-savunma-karar üçlüsünden oluşan yargıyla yaşama geçmektedir.
    Anayasa Mahkemesinin 14.7.1998 günlü E:1997/41 K:1998/47 sayılı kararında Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin, savunma hakkının önemini ve gereğini vurgulayan 6. maddesini de dikkate alarak savunma hakkının niteliğini vurguladığı, herkesin kendisine yönelik isnadın nedeninden ve niteliğinden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek hakkına sahip olduğu; olayı, isnadın nedenini ve hukukî niteliğini bilmeyen kişinin kendisini yeterince savunamayacağının açık olduğu, bu hususun, savunma hakkının temelini oluşturduğu belirtilmiştir.
    213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Vergi Mahremiyeti" başlıklı 5. maddesinde sayılan kişilerin görevleri dolayısiyle, mükellefin ve mükellefle ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine müteallik olmak üzere öğrendikleri sırları veya gizli kalması lazım gelen diğer hususları ifşa edemeyeceği ve kendilerinin veya üçüncü şahısların nef'ine kullanamayacağı, bu yasağın maddede yazılı kimseler, görevlerinden ayrılsalar dahi devam edeceği hükmü ile aynı Kanun'un 35. maddesinin ikinci fıkrasında, takdir komisyonu kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re'sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceği bildirilmiştir.
    Bu düzenlemeye göre; mükelleflerin uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmeleri için tarhıyatın dayanağı olan ve tarhıyatın yapılma nedeni ile matrah farkının tespitine ilişkin hesaplamaların nasıl yapıldığına dair açıklamaları içeren takdir komisyonu kararının, vergi inceleme raporunun veya tarhıyata dayanak alınan mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Bu niteleme karşısında takdir komisyonu kararının, inceleme raporunun veya mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmemesinin, anılan Kanun'un 108. maddesinde belirtilen basit şekil noksanlığı olarak mütalaa edilmesine de olanak bulunmamaktadır.
    Mükelleflerin özel hayatlarının gizliliğinin korunması öncelikle anayasal bir haktır. Anayasanın temel hak ve ödevler kısmında düzenlenen 20. maddesi de, genel olarak mahremiyete ilişkin hükümler içermektedir. Kişilerin  özel hayatlarıyla ilgili bilgilerin gizliliğinin korunması Anayasal temel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına alınmıştır. Vergilendirme işlemi sırasında da bu hakkın korunması için vergi hukukunda vergi mahremiyeti ilkesine yer verilmiştir. Vergi Usul Kanunu'nun 5. maddesi ile vergi mahremiyetine uymak zorunda olan kişilerin, görevleri dolayısıyla mükellef veya mükellefle ilgili kişilerin şahıslarına ilişkin olarak elde ettikleri ve gizli kalması gereken bilgileri açıklamaları, kullanmaları ve üçüncü şahıslara kullandırmaları yasaklanmıştır. Vergi mahremiyeti mükellefler açısından kendilerine ait gizli bilgileri güvenle vergi dairesine verebilmelerini sağlamaktadır. Bu nedenle mükellefler hakkında kendilerine ait bilgilerin verilmemesi bu madde kapsamına sokulamaz.
    Dava dosyasının incelenmesinden; davacının 2009/06-09 dönemlerine ilişkin gayrimenkul satışlarından dolayı 03.04.2015 tarih, 7793 ve 7794 nolu takdir komisyonu kararları gereği davacının 2015/05. dönemde, sonraki döneme devreden KDV'nin 64.740,33.- TL olarak dikkate alınması yönündeki 22.07.2015 tarih, 10325 sayılı davalı idare işleminin davacıya tebliğ edildiği ancak, ilgili dönem devreden KDV'nin indirilmesi işleminin dayanağı takdir komisyonu kararlarının davacıya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.


    Mükelleflerin uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmeleri için tarhıyatın dayanağı olan ve tarhıyatın yapılma nedeni ile matrah farkının tespitine ilişkin hesaplamaların nasıl yapıldığına dair açıklamaları içeren takdir komisyonu kararlarının, vergi inceleme raporu ve vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmesi yasa gereği olup, davacı hakkında yapılan tarhıyat vb menfaatini etkileyen işlemin nedenine yer verildiği, miktarın hesaplandığı, davacı hakkındaki bilgileri içeren takdir komisyonu kararı, inceleme raporu ve teknik raporun davacıya tebliğ edilmesi de vergi mahremiyetinin ihlali anlamına gelemez.
    Bu durumda, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı davacının savunma hakkının engellendiği tartışmasız olup, sadece devreden KDV indirimine ilişkin yazı tebliğ edilip, dava konusu işlemde dayanak olarak gösterilen ve devreden KDV indiriminin asıl dayanağı olan takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmemesi, dava konusu vergilendirme işleminin esasını etkileyecek nitelikte bir şekil noksanlığı oluşturduğundan, dava konusu işlemde yasal isabet görülmemiştir.
    Açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan 75,20 TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra yatıran tarafa iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 30.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Bizden Haberler İçin İletişimde Kalın

Haber Bültemiz!