Elektronik Posta: info@avtuncay.com

Telefon: 0366 215 62 19-60

7/24 Avukatlık Hizmeti: 0850 333 43 06

Satışı gerçekleştirilen gayrimenkul dolayısıyla elde ettiği kazancı beyan etmediği

Satışı gerçekleştirilen gayrimenkul dolayısıyla elde ettiği kazancı beyan etmediği

Satışı gerçekleştirilen gayrimenkul dolayısıyla elde ettiği kazancı beyan etmediği


DAVANIN ÖZETİ    :  Davacı tarafından satışı gerçekleştirilen gayrimenkul dolayısıyla elde ettiği kazancı beyan etmediğinden bahisle 2010/1-12  dönemi için  takdir komisyonu kararıyla re'sen tarh olunan vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 2010/01-03,  dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı gelir geçici vergisinin; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ    : Davacı tarafından 2009 ile 2013 yılları arasında  satışını yaptığı gayrimenkuller dolayısıyla elde ettiği kazancı beyan etmemesi nedeniyle takdir komisyonuna sevk edildiği ve takdir komisyonunca yapılan araştırma üzerine belirlenen matrah farkı üzerinden yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı iddia edilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.


TÜRK  MİLLETİ  ADINA

Karar veren Ankara 5.Vergi Mahkemesi Hakimliği'nce dava dosyası incelenerek işin gereği düşünüldü:
Dava; davacı tarafından satışı gerçekleştirilen gayrimenkuller dolayısıyla elde ettiği kazancı beyan etmediğinden bahisle  2010/1-12  dönemi için  takdir komisyonu kararıyla re'sen tarh olunan vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 2010/01-03, dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı gelir geçici vergisinin iptali istemiyle açılmıştır. 
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin (B) bendinde; vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç  her türlü delille ispatlanabileceği, aynı Kanunun 30. maddesinde de;“re’sen vergi tarhı” vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen matrah üzerinden vergi tarh olunması olarak tanımlanmış, vergi beyannamesinin verilmemesi halinde vergi matrahının defter ve belgelere veya kanuni ölçülere göre saptanmasına imkan bulunmadığının kabul edileceği ve re’sen takdir yolu ile tarhiyata gidileceği belirtilmiştir.

Aynı kanunun 3. ve 19. maddelerinde “Vergilendirme ve vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” Vergi alacağı vergi kanunlarının vergiyi  bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar.” Hükümlerine yer verilmiş, 31, 74, 75. maddelerinde de takdir komisyonlarının yetkili makamları tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmakla görevli oldukları, bu görevleri nedeniyle kanunda yazılı inceleme yetkisini de haiz oldukları belirtilmiş ve kararlarında takdirin müstenidatı olması ve takdir hakkında izahatın bulunması gerektiği açıklanmıştır.
Bu hükümlere göre kazancın beyan edilmemesi  re’sen takdir nedeni olmakla birlikte böyle bir durumun kendi başına herhangi bir biçimde ve miktarda matrah takdiri edilmesine gerekçe olamayacağı, vergi matrahının idarece re’sen belirlenmesi sırasında yükümlülerce gelir elde edildiğine ilişkin kanıtların gösterilmesi ve gizlenen gelirin gerçeğe yakın biçimde tespit edilmesi ve dolayısıyla bu gelire sebep olan mal ve hizmet  alışlarının ve satışlarının gerekçesine dair verilerin saptanması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Nitekim, takdir komisyonu kararlarında bulunması gereken hususları düzenleyen Vergi Usul Kanunu’nun 31. maddesinin 8. bendinde takdirin dayanağı ve takdir hakkında açıklamaların takdir kararında yer alması gerektiğine değinilmek suretiyle re’sen vergi tarhı sırasında keyfiliğin söz konusu olamayacağı açıkça vurgulanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davalı idarece evdo kayıtlarının tetkikinde davacının 2009  ile 2013 tarihleri arasında satışını gerçekleştirdiği muhtelif 13 adet gayrimenkul dolayısıyla mükellefiyet tesis edilerek dönem matrahının takdir komisyonu marifetiyle takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden resen tarh edilen cezalı tarhiyatların iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır 
Olayda, davacının ihtilaflı döneme ilişkin gayrimenkul satışı dolayısıyla elde ettiği  kazancını beyan etmemesi takdir sebebi ise de, ihtilaflı döneme ait matrahının belirlenmesine yönelik olarak davalı idarece yapılmış hiçbir tespit bulunmadığı gibi emsallerinden edinilen bilgi ve belgeye de rastlanılmamıştır. Keza, takdiri gerektiren sebeplerin bulunması halinde matrahın re’sen takdiri zorunlu olduğu kadar, matraha ilişkin bilgilerin gerek idare, gerekse takdir komisyonunca araştırılıp tespit edilmesi ve kararda açıkça görülmesi, matrahın bu bilgilere göre tayin edilmesi de zorunludur.
Öte yandan, davalı idare tarafından verilen savunmada, takdir komisyonunca her türlü araştırma ve tetkik sonucunda  matrahın takdir edildiği belirtilmiş ise de; takdir komisyonu kararının takdirin müstenidatı ve izahı bölümünde,  dava konusu matrah hesaplanırken hangi kriterlerin dikkate alındığı, hesaplamanın nasıl yapıldığına ilişkin somut herhangi bir bilgi ve belge olmadığı gibi  indirim konusu yapılabilecek giderlerden hiçbirinin dikkate alınmadığı anlaşılmış olup, 213 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas olduğundan, yaptığı faaliyet dolayısıyla bir kısım giderlere (tapu harcı vb.) katlanmak zorunda bulunan davacının, uyuşmazlık konusu dönemdeki giderleri tespit edilmeden matrahın tespit edildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, takdir  komisyonunca matrah takdir edilirken davacının ilgili döneme ait vergi matrahının tespitine yönelik olarak  hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadan ve takdirin müstenidatı gösterilmeden matrah takdir edilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, dava konusu cezalı tarhiyatların  kaldırılmasına, aşağıda dökümü yapılan 81,80- TL yargılama gideri ile A.A.Ü.T uyarınca takdir edilen 1.000,00.TL.vekalet ücretinin  davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, posta ücretinden artan kısmın Mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen 30 gün içinde Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz yolu açık olmak üzere, 31/12/2015 tarihinde  karar verildi.
 


Bizden Haberler İçin İletişimde Kalın

Haber Bültemiz!