Elektronik Posta: info@avtuncay.com

Telefon: 0366 215 62 19-60

7/24 Avukatlık Hizmeti: 0850 333 43 06

Bir kısım mal/hizmet alışlarının sahte fatura ile belgelendirildiğinden bahisleesas inceleme raporu ile tarhıyatın dayanağı teknik raporun kendisine tebliğ edilmediğinden savunma haklarının kısıtlandığı öne sürülerek iptali

Bir kısım mal/hizmet alışlarının sahte fatura ile belgelendirildiğinden bahisleesas inceleme raporu ile tarhıyatın dayanağı teknik raporun kendisine tebliğ edilmediğinden savunma haklarının kısıtlandığı öne sürülerek iptali

Bir kısım mal/hizmet alışlarının sahte fatura ile belgelendirildiğinden bahisleesas inceleme raporu ile tarhıyatın dayanağı teknik raporun kendisine tebliğ edilmediğinden savunma haklarının kısıtlandığı öne sürülerek iptali

DAVANIN ÖZETİ    : Davacı tarafından, bir kısım mal/hizmet alışlarının sahte fatura ile belgelendirildiğinden bahisle, 2010/01 ila 12. dönemler için yapılan vergi zıyaı cezalı katma değer vergisi tarhıyatları ile kesilen özel usulsüzlük cezasının; hakkında düzenlenen vergi tarhıyatına esas inceleme raporu ile tarhıyatın dayanağı teknik raporun kendisine tebliğ edilmediğinden savunma haklarının kısıtlandığı öne sürülerek iptali talep edilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ    : Davacı mükellefin 2010 yılında mal/hizmet alımında bulunduğu bazı firmalar hakkında düzenlenen vergi tekniği raporlarında, firmaların düzenlediği faturaların gerçek bir mal/hizmet alımına yönelik olmayan, komisyon karşılığı düzenlenmiş sahte belgeler olduğunun tespit edilmesi üzerine, sahte belgeler ile indirim konusu yapılan KDV'lerin reddi sonucu ödenecek vergi çıkan dönemler için yapılan cezalı tarhıyatların ve alışlarını sahte faturalarla belgelendirdiğinden, alması gereken faturaları almadığından fatura tutarının % 10'u nispetinde kesilen özel usulsüzlük cezasının yasal olduğu iddia edilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

TÜRK  MİLLETİ  ADINA

Karar veren Ankara 5. Vergi Mahkemesi'nce, dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Uyuşmazlık, davacının bir kısım alış faturalarının sahte olduğundan bahisle, faturalarda yer alan KDV indirimlerinin reddi suretiyle 2010/01 ila 12. dönem için yapılan vergi zıyaı cezalı katma değer vergisi tarhıyatları ile kesilen özel usulsüzlük cezasından kaynaklanmaktadır.
    Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde;"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir."kuralı yer almış, 125. maddesinde de; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu kurala bağlanmıştır.
    Anayasanın 36. maddesinde yer verilen iddia ve savunma hakkı, birbirini tamamlamakta ve birbirinden ayrılmaz niteliğiyle de hak arama hürriyetine temel oluşturmaktadır. Hak arama hürriyeti, önemi nedeniyle yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil, aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Savunma hakkının öznesi, suçlanan kişidir. Kişinin, savunma seçeneklerini değerlendirebilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen suçlamanın varlığını ve sebeplerini bilmesi gerekir. Çağdaş hukuk düzeninde bu hakkın kullanılması, olabildiğince kolaylaştırılmalı; olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır. Savunma hakkının belirtilen şekilde kullanılabilmesi ise; iddia olunan fiile ilişkin tespit ve kanıtların bilinmesi, buna bağlı olarak karşı argümanlar geliştirilerek aksi yönde tespit ve kanıtların sunulmasıyla mümkündür.

    Anılan Anayasa hükümleri, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan ve "Hukuk Devleti"nin vazgeçilmez ilkelerinden olan "hak arama özgürlüğü", "adil yargılanma hakkı" ve "mahkemeye başvuru hakkı" ilkeleri ile doğrudan ilgili olup söz konusu temel haklara anayasal bir değer yüklediği açıktır.
    Savunma hakkı, Anayasa'nın ‘Kişinin Hakları ve Ödevleri'ni belirleyen ikinci bölümünde yer alan, temel haklardandır. Evrensel konumu nedeniyle, insanlığın ortak değerlerinden sayılmaktadır. Felsefi ve hukuksal nitelikleri ve içerikleriyle adalet kavramı ve yargılama işlevi, birbirini tümleyen, birbirinden ayrılamaz nitelikteki sav-savunma-karar üçlüsünden oluşan yargıyla yaşama geçmektedir.
    Anayasa Mahkemesinin 14.7.1998 günlü E:1997/41 K:1998/47 sayılı kararında Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin, savunma hakkının önemini ve gereğini vurgulayan 6. maddesini de dikkate alarak savunma hakkının niteliğini vurguladığı, herkesin kendisine yönelik isnadın nedeninden ve niteliğinden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek hakkına sahip olduğu; olayı, isnadın nedenini ve hukukî niteliğini bilmeyen kişinin kendisini yeterince savunamayacağının açık olduğu, bu hususun, savunma hakkının temelini oluşturduğu belirtilmiştir.
    213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Vergi Mahremiyeti" başlıklı 5. maddesinde sayılan kişilerin görevleri dolayısiyle, mükellefin ve mükellefle ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine müteallik olmak üzere öğrendikleri sırları veya gizli kalması lazım gelen diğer hususları ifşa edemeyeceği ve kendilerinin veya üçüncü şahısların nef'ine kullanamayacağı, bu yasağın maddede yazılı kimseler, görevlerinden ayrılsalar dahi devam edeceği hükmü ile aynı Kanun'un 35. maddesinin ikinci fıkrasında, takdir komisyonu kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re'sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceği bildirilmiştir.
    Bu düzenlemeye göre; mükelleflerin uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmeleri için tarhıyatın dayanağı olan ve tarhıyatın yapılma nedeni ile matrah farkının tespitine ilişkin hesaplamaların nasıl yapıldığına dair açıklamaları içeren takdir komisyonu kararının, vergi inceleme raporunun veya tarhıyata dayanak alınan mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Bu niteleme karşısında takdir komisyonu kararının, inceleme raporunun veya mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmemesinin, anılan Kanun'un 108. maddesinde belirtilen basit şekil noksanlığı olarak mütalaa edilmesine de olanak bulunmamaktadır.
    Mükelleflerin özel hayatlarının gizliliğinin korunması öncelikle anayasal bir haktır. Anayasanın temel hak ve ödevler kısmında düzenlenen 20. maddesi de, genel olarak mahremiyete ilişkin hükümler içermektedir. Kişilerin  özel hayatlarıyla ilgili bilgilerin gizliliğinin korunması Anayasal temel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına alınmıştır. Vergilendirme işlemi sırasında da bu hakkın korunması için vergi hukukunda vergi mahremiyeti ilkesine yer verilmiştir. Vergi Usul Kanunu'nun 5. maddesi ile vergi mahremiyetine uymak zorunda olan kişilerin, görevleri dolayısıyla mükellef veya mükellefle ilgili kişilerin şahıslarına ilişkin olarak elde ettikleri ve gizli kalması gereken bilgileri açıklamaları, kullanmaları ve üçüncü şahıslara kullandırmaları yasaklanmıştır. Vergi mahremiyeti mükellefler açısından kendilerine ait gizli bilgileri güvenle vergi dairesine verebilmelerini sağlamaktadır. Bu nedenle mükellefler hakkında kendilerine ait bilgilerin verilmemesi bu madde kapsamına sokulamaz.
    Dava dosyasının incelenmesinden; davacı adına yapılan dava konusu cezalı tarhıyatlara ilişkin ihbarnamelerde yer verilen 08.08.2014 tarih, 2211/65 nolu Vergi İnceleme Raporu ile bu raporda atıf yapılan tarhıyatların asıl dayanağı olan 22.07.2014 tarih, 2211/59 nolu Vergi Tekniği Raporu'nun davacıya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.

    Mükelleflerin uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmeleri için tarhıyatın dayanağı olan ve tarhıyatın yapılma nedeni ile matrah farkının tespitine ilişkin hesaplamaların nasıl yapıldığına dair açıklamaları içeren takdir komisyonu kararlarının, vergi inceleme raporunun ve vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmesi yasa gereği olup, davacı hakkında yapılan cezalı tarhıyatın nedenine yer verildiği, miktarın hesaplandığı, davacı hakkındaki bilgileri içeren takdir komisyonu kararı, inceleme raporu ve teknik raporun davacıya tebliğ edilmesi de vergi mahremiyetinin ihlali anlamına gelemez.
    Bu durumda, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı davacının savunma hakkının engellendiği tartışmasız olup, sadece ihbarnameler tebliğ edilip, ihbarnamelerde dayanak olarak gösterilen vergi inceleme raporu ile bu raporda atıf yapılan, cezalı tarhıyatların asıl dayanağı olan vergi tekniği raporunun tebliğ edilmemesi, dava konusu vergilendirme işleminin esasını etkileyecek nitelikte bir şekil noksanlığı oluşturduğundan, dava konusu cezalı tarhıyatlarda yasal isabet görülmemiştir.
    Açıklanan nedenlerle; davanın kabulüne, dava konusu cezalı tarhıyatların iptaline, aşağıda dökümü yapılan 76,20 TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra yatıran tarafa iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 29.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Bizden Haberler İçin İletişimde Kalın

Haber Bültemiz!