Elektronik Posta: info@avtuncay.com

Telefon: 0366 215 62 19-60

7/24 Avukatlık Hizmeti: 0850 333 43 06

Bir kısım alışlarını sahte fatura ile belgelendirilmesi

Bir kısım alışlarını sahte fatura ile belgelendirilmesi

Bir kısım alışlarını sahte fatura ile belgelendirilmesi

DAVANIN ÖZETİ    :Davacı hakkında bir kısım alışlarını sahte fatura ile belgelendirdiği vergi inceleme raporu ile tespit edildiğinden bahisle, 20/8/2014 tarih ve 1/14 sayılı düzeltme fişine istinaden 2011/1-12 dönemi için üç kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatı yapılması gerekirken, daha önce eksik olarak bir kat üzerinden tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatına ikmalen bu sefer aynı döneme ilişkin 2 kat olarak kesilen vergi ziyaı cezasının; davalı idarece, 18/6/2014 tarihli vergi inceleme raporuna istinaden tanzim olunan  düzeltme fişi dayanak alınarak, davacının verdiği yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerine davacının 21.216,80-TL tutarında haksız ve yersiz iade/mahsup işleminden yararlandığı iddia edilerek söz konusu tutar için davacı hakkında tek kat vergi ziyaı cezalı tarhiyat yapıldığı, bu tarhiyata karşı Ankara 5.Vergi Mahkemesinde açılan E.2014/1949 sayılı dava devam ederken bu sefer de davalı idare tarafından yukarıda bahsi geçen tarhiyatta aslında 3 kat vergi ziyaı cezası uygulanırken tek kat uygulandığı gerekçesiyle bu sefer de eksik kalan 2 kat vergi ziyaı cezası kesildiği, her iki dava arasında maddi ve hukuki sebep-sonuç ilişkisi bulunduğu için bu davaların birleştirilerek görülmesi gerektiği, yapılan tarhiyatın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir. 

SAVUNMANIN ÖZETİ    : Davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunun davacıya tebliğ edilmemesinin davanın esasını etkileyecek bir durum teşkil etmediği, vergi inceleme raporu ile davacının asıl faaliyeti sahte fatura düzenlemek olan firmalardan aldığı faturaları yasal defterlerine kaydederek indirim konusu yaptığının tespiti üzerine,  düzeltme fişine istinaden dava konusu dönemi için davacıya yapılan iadenin bir kısmının haksız ver yersiz olduğu gerekçesiyle   davacı hakkında  önce bir kat üzerinden vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatı yapıldığı,  bununla birlikte davacının yukarıda adı geçen firmaların aynı zamanda defter ve belgelerini tutan muhasebecisi olduğundan hareketle davacının bu mükelleflerden temin ettiği  faturaların sahte olduğunu bilmeden kullanmasının mümkün olmadığı ve dolayısıyla  davacı hakkında üç kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatı yapılması gerektiği kanaatine varılarak, daha önce eksik olarak bir kat üzerinden tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatına ikmalen bu sefer de dava konusu 2 kat vergi ziyaı kesildiği ileri sürülerek  davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

TÜRK  MİLLETİ  ADINA
        Karar veren Ankara 5. Vergi Mahkemesi'nce, dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş, 125. maddesinde de, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen iddia ve savunma hakkı, birbirini tamamlamakta ve birbirinden ayrılmaz niteliğiyle de hak arama hürriyetine temel oluşturmaktadır. Hak arama hürriyeti, önemi nedeniyle yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil, aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Savunma hakkının öznesi, suçlanan kişidir. Kişinin, savunma seçeneklerini değerlendirebilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen suçlamanın varlığını ve sebeplerini bilmesi gerekir. Çağdaş bir hukuk düzeninde bu hakkın kullanılması, olabildiğince kolaylaştırılmalı; olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır. Savunma hakkının belirtilen şekilde kullanılabilmesi ise; iddia olunan fiile ilişkin tespit ve kanıtların bilinmesi, buna bağlı olarak karşı argümanlar geliştirilerek aksi yönde tespit ve kanıtların sunulmasıyla mümkündür.
Anılan Anayasa hükümleri, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan ve "Hukuk Devleti"nin vazgeçilmez ilkelerinden olan "hak arama özgürlüğü", "adil yargılanma hakkı" ve "mahkemeye başvuru hakkı" ilkeleri ile doğrudan ilgili olup, sözkonusu temel haklara anayasal bir değer yüklediği açıktır.
Savunma hakkı, Anayasa'nın ‘Kişinin Hakları ve Ödevleri'ni belirleyen ikinci bölümünde yer alan temel haklardandır. Evrensel konumu nedeniyle, insanlığın ortak değerlerinden sayılmaktadır. Felsefi ve hukuksal nitelikleri ve içerikleriyle adalet kavramı ve yargılama işlevi, birbirini tümleyen, birbirinden ayrılamaz nitelikteki sav-savunma-karar üçlüsünden oluşan yargıyla hayata geçmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin 14.7.1998 günlü E:1997/41, K:1998/47 sayılı kararında, Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin, savunma hakkının önemini ve gereğini vurgulayan 6. maddesini de dikkate alarak savunma hakkının niteliğini vurguladığı, herkesin kendisine yönelik isnadın nedeninden ve niteliğinden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek hakkına sahip olduğu; olayı, isnadın nedenini ve hukukî niteliğini bilmeyen kişinin kendisini yeterince savunamayacağının açık olduğu, bu hususun, savunma hakkının temelini oluşturduğu belirtilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Vergi Mahremiyeti" başlıklı 5. maddesinde, "Aşağıda yazılı kimseler görevleri dolayısiyle, mükellefin ve mükellefle ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine müteallik olmak üzere öğrendikleri sırları veya gizli kalması lazımgelen diğer hususları ifşa edemezler ve kendilerinin veya üçüncü şahısların nef'ine kullanamazlar; 
1. Vergi muameleleri ve incelemeleri ile uğraşan memurlar; 
2. Vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştayda görevli olanlar; 
3. Vergi kanunlarına göre kurulan komisyonlara iştirak edenler; 
4. Vergi işlerinde kullanılan bilirkişiler.
Bu yasak, yukarıda yazılı kimseler, bu görevlerinden ayrılsalar dahi devam eder." hükmü ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 35. maddesinin ikinci fıkrasında, takdir komisyonu kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re'sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceği düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu düzenlemeye göre; mükelleflerin uzlaşma, dava açma ve savunma gibi yasal haklarını kullanabilmeleri için tarhıyatın dayanağı olan ve tarhıyatın yapılma nedeni ile matrah farkının tespitine ilişkin hesaplamaların nasıl yapıldığına dair açıklamaları içeren takdir komisyonu kararının, vergi inceleme raporunun veya tarhıyata dayanak alınan mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Bu niteleme karşısında takdir komisyonu kararının, inceleme raporunun veya mükellef adına düzenlenmiş vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmemesinin, anılan Kanun'un 108. maddesinde belirtilen basit şekil noksanlığı olarak mütalaa edilmesine de olanak bulunmamaktadır.
Mükelleflerin özel hayatlarının gizliliğinin korunması öncelikle anayasal bir haktır. Anayasanın temel hak ve ödevler kısmında düzenlenen 20. maddesi de, genel olarak mahremiyete ilişkin hükümler içermektedir. Madde metninde; herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça, yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstünün, özel kâğıtlarının ve eşyasının aranamayacağı ve bunlara el konulamayacağı, son fıkrasında ise, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği belirtilmiş, 26. maddesinde, herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu hürriyetin resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsadığı, bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan  yayımların izin sistemine bağlanmasına engel olmadığı, bu hürriyetlerin kullanılmasının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği ifade edilmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere kişilerin özel hayatlarıyla ilgili bilgilerin gizliliğinin korunması Anayasal temel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına alınmıştır. Vergilendirme işlemi sırasında da bu hakkın korunması için vergi hukukunda vergi mahremiyeti ilkesine yer verilmiştir. Vergi Usul Kanunu'nun 5. maddesi ile vergi mahremiyetine uymak zorunda olan kişilerin, görevleri dolayısıyla mükellef veya mükellefle ilgili kişilerin şahıslarına ilişkin olarak elde ettikleri ve gizli kalması gereken bilgileri açıklamaları, kullanmaları ve üçüncü şahıslara kullandırmaları yasaklanmıştır.
 Vergi mahremiyeti mükellefler açısından kendilerine ait gizli bilgileri güvenle vergi dairesine verebilmelerini sağlamaktadır. Bu nedenle mükellefler hakkında kendilerine ait bilgilerin verilmemesi bu madde kapsamına sokulamaz.
Dava dosyasının incelenmesinden,  davacı tarafından 2011 yılına ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesinin 1/3/2012 tarihinde internet ortamında verildiği, bu beyanname ile mahsup sonrası davacıya iadesi gereken gelir vergisi olduğunun görüldüğü ve düzeltme fişleri ile davacıya 29.966,81-TL'lik iade yapıldığı,  ancak bilahare davacı hakkında düzenlenen 18/6/2014 tarihli ve 2014-A-679/13 sayılı vergi inceleme raporunda, davacının asıl faaliyeti sahte fatura düzenlemek olan ve haklarında vergi tekniği raporu düzenlenmiş olan ***** Ltd. Şti., ***** Ltd.Şti., ***** Ltd.Şti. ve ***** Ltd. Şti.'den aldığı sahte faturaları yasal defterlerine kaydederek indirim konusu yaptığının tespiti üzerine, düzeltme fişine istinaden 2011/1-12 dönemi için davacıya yapılan iadenin 21.216,80-TL'sinin haksız ver yersiz olduğu gerekçesiyle   davacı hakkında  önce bir kat üzerinden vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatı yapıldığı,  bununla birlikte davacının yukarıda adı geçen firmaların aynı zamanda defter ve belgelerini tutan muhasebecisi olduğundan hareketle davacının bu mükelleflerden temin ettiği  faturaların sahte olduğunu bilmeden kullanmasının mümkün olmadığı ve dolayısıyla  davacı hakkında tek kat değil  üç kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatı yapılması gerektiği kanaatine varılarak, daha önce eksik olarak bir kat üzerinden tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatına ikmalen bu sefer de dava konusu 2 kat vergi ziyaı cezasının kesildiği anlaşılmaktadır. 
Uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu tarhiyatın dayanağı olan ve davacı hakkında düzenlenmiş olan 18/6/2014 tarihli ve 679/13 numaralı vergi inceleme raporunun mevcut olduğu, buna karşılık dava konusu tarhiyata ait ihbarnamenin 31/10/2014 tarihinde  davacıya tebliğ edilmesine ilişkin tebliğ alındısından, davacıya sadece ihbarnamenin ve düzeltme fişinin tebliğ edildiği, vergi inceleme raporunun ise tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının kendisi hakkında düzenlenen 18/6/2014 tarihli  ve 679/13 numaralı vergi inceleme raporu davacıya tebliğ edilmeksizin, sadece ihbarnamenin ve düzeltme fişinin tebliğ edilmesi, söz konusu vergilendirme işleminin esasını etkileyecek nitelikte bir şekil noksanlığı oluşturduğundan, dava konusu vergi ziyaı cezasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne, dava konusu  cezanın kaldırılmasına; aşağıda dökümü yapılan 67,00.- TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 750,00 TL vekalet ücretinin  davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra yatıran tarafa iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 09/12/2015 tarihinde oybirliğiyle  karar verildi.


Bizden Haberler İçin İletişimde Kalın

Haber Bültemiz!